|
AHISKA
HATIRALARI
Muhammed
İzzetoğlu
SİZLERİ
UNUTMAYACAĞIZ.
Aziz Ahıskalı Türk halkım, tarihimize kara harflerle yazılan
14-15
Kasım 1944 sürgününü unutmayacağız.
Aziz yavrularım, soğuk kış ayları kara vagonlardan atılan yetimlerim, sizleri
unutmayacağız.
Orta Asya steplerinde soğuk, açlık ve hastalıkdan ölen Ahıskalı kardeşlerim,
sizleri unutmayacağız.
Sürgünde geçen 63 yıla rağmen, iman ve iffetiyle soyumuzu koruyan aziz
annelerim, sizleri unutmayacağız.
Vatan savunmasıdır diyerek savaşa gidip bir daha dönmeyen erlerini yıllarca
namusuyla bekleyen aziz bacılarım, sizleri unutmayacağız.
Kurşuna dizilen veya Sibiryalara sürülen aydınlarımız, sizleri unutmayacağız.
Yıllarca yılmadan ve cesaretle mücadele eden aziz büyüklerimiz, sizleri
unutmayacağız.
Aziz şehitlerimiz, sizleri unutmayacağız.
Aziz milletim, dilimizi, dinimizi ve kültürümüzü unutmayacağız.
Ali Topçu
ve Ahmet Alioğlu Ardahan'da,
Arif
Ahmetoğlu Ahıska-Temlala'da,
İzzet
Arifoğlu Özbekistan-Alimkent'te,
Murtaza
İzzetoğlu İstanbul'da-Yakuplu’da medfunlar.
Sizleri
unutmayacağız. Ahıska, Özbekistan ve Ukrayna'daki mezarlarımızdan getirdiğimiz
toprağı, İstanbul'daki Fatih Sultan Mehmet Han'ın türbesine, Ahıskalı İmam
Efendi ile birlikte döktük. Allah-ü teala rahmet eylesin. Amin.
Muhammet İZZETOĞLU
Babam
Murtaza İzzetoğlu, 1944 sürgününde on iki yaşındaymış. Özbekistan'ın Semerkand
vilâyetinin Cuma ilçesine sürgün edilmişti. Sovyet hükûmetinin 1956 yılına kadar
sıkı yönetime tabi tuttuğu bütün Ahıska Türkleri gibi büyük çileler çeken babam,
daha sonra Özbek muallimlerinin desteğiyle Semerkand şehrinde eğitimine devam
etmiş, 1959 yılında Alişir Navaî adındaki Semerkand Devlet Üniversitesinin
Matematik ve Fizik Bölümünden mezun olmuştu. Daha sonra Temlalalı akrabalarına
kavuşmak için taşındığı başkent Taşkent vilâyetindeki 11 yıllık okullarda 31 yıl
öğretmenlik ve idarecilik yapmış; ayrıca, yıllarca milletvekilliği ve ilçe seçim
kurulu üyeliği ve başkanlığı görevlerini üstlenmişti.
Rahmetli babam, 1956 yılından itibaren önce Özbekistan'da, Taşkent vilâyetine
bağlı Halkabad ilçesinde, önderimiz Enver Odabaşev ve Ahıskalı Türk
arkadaşlarının düzenlediği vatana dönüş mücadelesini verdikleri toplantı ve
mitinglere, daha sonra da 1968'de Enver Odabaşev ve arkadaşlarının Tiflis'te
düzenledikleri vatana dönüş toplantı ve mitinglerine katılmıştı.
Ayrıca 1989-1990 yıllarında Özbekistan'ın Fergana ve Taşkent vilâyetlerinde
Ahıska Türklerine karşı meydana gelen soykırım olaylarından sonra mecburen göç
ettiğimiz Ukrayna'da iken, 1990 yılında Moskova'da Ahıska Türkleri Vatan
Cemiyeti'nin düzenlediği kurultaya iştirak etmişti. Vatan Cemiyeti Başkanı Yusuf
Serveroğlu ve Ahıska Türkleriyle Gürcistan'ın Ahıska bölgesine, kendi
topraklarına dönmek için düzenledikleri yürüyüşe katılmış ve Soçi'ye gitmişti...
Babam, 1944 sürgününden sonra, 1956-1990 yılları arasında Özbekistan'daki
yetkililerden izin alarak Gürcistan'ın Ahıska bölgesine beş defa gitmişti.
Babam, Ahıska'daki Abastuban sanatoryumunda tedavi görmüş ve bu fırsattan
istifadeyle bir taksi kiralayarak Ahıska'da doğduğu Temlala köyü ve diğer kasaba
ve köyleri ziyaret etmiş, dost akrabanın mezarları başında birer Fatiha
okumuştu.
Tarih:
25 Ekim 1990
Azerbaycan'daki Ahıskalı Türk akrabalarımızı ziyarete gidiyorduk. Tren,
Ukrayna'nın Slavyansk şehrinden yola çıktı. Babam Murtaza İzzetoğlu, ben ve
kardeşim Mustafa, üç kişiyiz. Bindiğimiz vagonda genç bir Gürcü arkadaşla aynı
kompartımandaydık. Saatlerce Ahıska konusunu tartıştık. Gürcü arkadaş, bize
Ahıska'ya gidemeyeceğimizi söylüyordu. Ancak, biz Haşur'da trenden indik ve
akşam saatlerinde Borcom yolundan otobüsle Ahıska'ya gittik. Otobüste, bir Gürcü
arkadaş babama ve bize oturmamız için yer verdi. Meğer, babamın doğduğu Temlala
köyünde yaşıyormuş. Elinde büyük bir bidon vardı. Borcom'dan pazardan dönüyordu.
Babamın doğduğu Temlala köyündeki ve diğer Ahıska köylerindeki Gürcüler, babamı
evlerine davet etmişler, "Gel, bugün bizde kal, hinkal ye. Yıllardır
evlerinizde bedava oturuyoruz, bari misafir edelim de biraz olsun hakkınızı
ödeyelim." demişler.
Babam, Özbekistan'a dönerken Gürcistan'ın şehir ve köylerinin ad ve nüfusu
hakkında bilgi veren Rusça kitab ve dergiler de getirmişti.
Babam Murtaza İzzetoğlu, 1944 sürgününden önce doğduğu Temlala köyünde yaşayan
Gürcü arkadaşı Şota İyadze ile ikinci sınıfa kadar aynı sırada oturmuş, annemin
doğduğu Azgur kasabasındaki ilkokulda okumuştu. Aradan tam 46 sene geçmişti.
Şota
İyadze bizi evinde karşıladı
Borcom'dan
Temlala'ya dönen Gürcü arkadaş, bizimle birlikte Ahıska'nın Azgur kasabasında
bulunan "Atskuri" tabelasının yazılı olduğu otobüs durağında indi ve bize
babamın arkadaşı Şota İyadze'nin evinin bulunduğu Temlala köyüne kadar eşlik
etti. Akşam saatlerinde Kür çayının üzerine kurulan "Nikala" köprüsünü geçerken,
yağmur çiseliyor, biz ise ter temiz anayurt havasını soluyorduk. Temlalalılar,
"O göçeden kız alınmaz" dedikleri Azgur kasabasından, "öbür göçeye" yani
Temlala'ya geçtiğimizde yağmur git gide hızlanıyordu. Bu arada Rus yapımı
Jiguli arabasıyla yanımızdan geçmekte olan bir Gürcü, bize de Gürcüce
seslendi.
Bize eşlik eden ve Türkçe bilen Gürcü arkadaş, arabadaki Gürcü'nün Temlala
köyüne gittiğini ve bizi de götürebileceğini söylediğini bize bildirdi. Babam,
Gürcü arkadaşına, şoföre teşekkür etmesini ve bizim Temlala'ya yaya gitmek
istediğimizi söyledi.
Temlala köyündeki babamın dostu Gürcü Şota'nın evine geldiğimizde gece olmuştu.
Gürcü arkadaşın çağırmasıyle Şota, evinden çıktı ve karanlıkta bize baktı.
Babam: "Ola, Şota ne bahiyersin, benim, Murtaza!" dedi. Şota, karanlık
olmasına rağmen ay ışığında babamı tanıdı, "Murtaza, sen misin, hoş geldin!"
diyerek babama sarıldı. Hepimiz duygulanmıştık. Daha sonra eve girdik. Evde
Şota'nın karısı Pupula Hanım ve oğlu Timuri vardı. Bizi görür görmez ayağa
kalktılar. Bizimle görüştükten sonra hemen sofrayı kurdular. Biz de ellerimizi
yıkayıp sofraya oturduk.
Şota babamla çok güzel Türkçe konuşuyordu. Ancak, Şota'nın oğlu Timur, Türkçe
bilmiyor, Şota, konuşulanları oğluna tercüme ederek anlatıyordu.
Şota, Alegi, Marati ve Timur adında üç oğlunun olduğunu, ikisinin Kutayıs ve
Tiflis'e çalışmak için gittiğini ve yanında sadece küçük oğlu Timur'un kaldığını
söylüyordu. Eğer izin verirse, küçük oğlunun da şehre çalışmaya gideceğini ve
köyde sadece kendisiyle karısının kalacağını söylüyordu.
Şota daha sonra sohbetinde babama Özbekistan'daki Temlalalı Ahıska Türklerini
sordu. Gece yarısına kadar hasret giderdikten sonra, bize gösterdikleri odada
istirahete çekildik. Sabah erkenden uyandık. Dışarı çıktığımızda mis gibi ter
temiz bir hava vardı. Etraf yemyeşildi. Şota'nın evinin bahçesinde çeşitli meyve
ağaçları vardı. Şota ve oğlu Timur, Ahıska'nın ve Temlala'nın dağlarındaki
meşelerde çançur, kızılcuh ve ağaçlarda sakız olduğunu bize büyük bir zevkle
anlatıyorlardı.
Daha sonra, Şota'nın karısı Pupula Hanım bize seslendi ve hepimizi kahvaltıya
davet etti. Ellerimizi yıkadıktan sonra, Temlala'nın çeçil peyniri, balı, yayla
yoğurdu ve fırında pişmiş sıcacık ekmeğini yedik, çayımızı içtik. Temlala'nın
elmasından yedik ve suyundan doya doya içtik. Temlala'nın temiz ve buz gibi
suyundan Azerbaycan'daki akrabalarımıza götürmek için birkaç şişe almayı ihmal
etmedik.
Muhammed Dede Temlala suyundan istemişti
Temlala'da
su içerken, yıllar öncesi babamın anlattığı bir olayı hatırladım.
Özbekistan'da ağır hasta olan babamın dayısı Temlalalı Muhammed Dede,
yanıbaşında oturan babama, "Temlala'nın suyu olsa, içsem de ölsem!" demiş. Babam
da hemen koşmuş ve evlerindeki musluktan bir bardak su getirmiş ve dedeye
içirmiş. Muhammed Dede, babamın yaşlı gözlerine bakmış ve demiş ki, "Murtazacan,
oğlum, bu su Temlala'nın suyu degül!" Babamın, dayısının gönlünü alması için
bunu yaptığını anlayan Muhammed Dede, "Murtazacan, iyi niyetin için Allah senden
razı olsun!" demiş.
Temlala'da babamın düştüğü yer
Şota,
babam, ben ve kardeşim Mustafa, Temlala'dan, dağ yollarını yürüyerek annemin
doğduğu Azgur kasabasına indik. Yolda Gürcü köylülerini gördük. Babam, bir yerde
durdu ve Özbekistan'dan Şota'yı ziyarete geldiğinde, doğduğu köyün yolunda yine
yağmur yağdığı için burada düştüğünü söyledi. Düştüğü yerde pantalonunun dizi
yırtılmıştı. Babam bize, yıllarca anneme, dedeme, nineme ve Ahıskalı Türk
akrabalarına pantolonunun yırtılan dizini gösterdiğini ve Temlala'yı
anlattıdığını söyledi.
"Bir
gün gelecek, siz bu topraklara döneceksiniz."
Yolda
gelirken, köyümüzün mezarlığı karşısında bir fatiha okuyup yola devam ettik.
Temlala'dan Azgur'a doğru giderken, ben içimden gelen büyük bir heyecanla, "Ya
Rabbi, şükürler olsun sana, vatanımı gördüm." diye haykırdım. Şota, babam ve
kardeşim göz yaşlarını tutamadılar. Yaşlı gözleriyle bana bakan Şota, yalvaran
bir ses tonuyla, "Muhammet oğlum, ne olur sakin ol. Siz şimdi gidiyorsunuz.
Ancak biz burada yaşıyoruz. Sizleri sürgün ettikten sonra evlerinize
yerleştirilen bazı Gürcü ve Ermeniler, sizin buraya geldiğinizi öğrenirlerse,
bizi incitebilirler." dedi.
1989 yılında Zviad Gamsahurdia'nın Gürcistan Devlet Başkanlığı zamanında,
buralardaki bazı Gürcü ve Ermeniler, kötü propaganda tesiriyle Ahıskalı
Türklerin kendi topraklarına dönmelerini istemiyorlardı.
Daha sonra Şota, bizi Ahıska şehrinden gelen ve Azgur kasabasından geçerek
Tiflis'e giden asfalt yoldaki otobüs durağına kadar uğurladı. Bizimle
vedalaşırken hepimizi kucakladı, göz yaşlarını tutamayarak şunları söyledi: "Bir
gün gelecek, siz bu topraklara döneceksiniz."
Ahıska-Tiflis yolunda otobüse bindiğimizde, yaşlı bir Gürcü kadın yerinden
kalktı ve babama yer verdi.
"Bu
mezarı bozman için önce benim ölümü çiğnemen lâzım!"
Babamın
anlattığına göre, sürgünden sonra bizim evlerimize yerleştirilen bazı Gürcü ve
Ermeniler, mahallî yöneticilerin talimatıyla Azgur ve diğer köylerde
traktörlerle sürerek Türk mezarlarını yok etmişler. Ancak, bizim Temlala
köyündeki mezarı bozamamışlar. Çünkü, Şota'nın babası Georgiy, köyümüzün
mezarını bozmak için hareket eden Gürcü'nün kullandığı traktörün altına yatmış
ve demiş ki, "Bu mezarı bozman için, önce benim ölümü çiğnemen lazım. Sen
göçmensin! Bir gün olur, geldiğin kendi köyüne gidebilirsin. Ancak, ben yerli
Gürcü'yüm ve burada yaşayıp burada öleceğim. Sen bu mezarı bozarsan, ben,
buradan sürgün edilen insanlar kendi topraklarına geri döndüğü zaman onların
yüzüne nasıl bakarım. Onlara ne derim?" diye çıkışmış.
Babam,
Ahıska'da Gürcü ve Ermenilerin, Ahıska Türklerine, "Tatrebi" yani "Müslüman"
dediklerini de söylerdi.
Not. Bu
yazı 2005 yılının Aralık ayında Ankara’da,
Uluslararası Ahıska Türk Dernekleri Federasyonu’nun
yayınladığı ‘ Bizim Ahıska ‘ Dergisi’nde yayınlandı ve söz konusu dergi Rusya,
Ukrayna, Azerbaycan, Gürcistan ve Türk Cumhuriyetleri’nde dağıtıldı. |
|